F. Yılmaz ALTUNÖZ
Bugün daha sesli yazayım. Köşeli olsun. Daha çok aklıda kalabilir. Evlilikten bahsediyorum. Batılı ülkeler bir krizle karşı karşıya: Aile krizi. Adeta dullar kampı batılı devletler. Nikâh kıyılmadan kadın olanlar; nikâhlıyken aldatanlar; evlenip boşananlar; eşlerini aldatan erkekler. Aslında öncelikle Müslümanlar olmak üzere tüm insanlık Yusuf Suresini okumalıdır. Üniversiteler dâhil okullara müfredata konulmalıdır.
Evlilik ihtiyaçtır. Birey için ihtiyaç. Aile olabilmek için ihtiyaç. Toplum olabilmek için ihtiyaç. Özgür ve güçlü bir devlet olabilmek için ihtiyaç. İnsan kalabilmek için ciddi bir ihtiyaçtır. Sosyolojik, psikolojik, biyolojik, teolojik ve ontolojik olarak zorunluluktur nikâh eşliğinde evlilik. Kuraklıktan yarılmış toprağın suya duyduğu ihtiyaç kadar.
Sağlıklı bir bireyin sağlıklı ve üretken evlilik yaşı 18 ile 28 yaş arası olduğu söylenebilir. Çünkü Sosyolojik, psikolojik, biyolojik, teolojik ve ontolojik ihtiyaçlar bu dönemde daha baskın bir şekilde ortaya çıkar. Bu ihtiyaçlar ya meşru bir şekilde nikâh eşliğinde karşılanacaktır ya da meşru olmayan bir yolla giderilmeye çalışılacaktır. Ama bilinmelidir ki nikâhsız birliktekiler ve bekârlık hali asla ailece onaylanmış meşru evliliklerin yerini alamayacaktır.
Şimdi Müslüman bir kız ve erkek evliliğe yaklaşımını gözden geçirmelidir. İslam’ın ön gördüğü ilkeler çerçevesinde bir bakışa sahip olması zorunluluktur. Hem Müslümanım diyecek hem de seküler ve Batı tarzı bir yaklaşım ortaya koyacak; bunun kabulü mümkün değildir. Evlilik çağı gelen bir Müslüman, evliliği ve aile olmayı “Sosyolojik, psikolojik, biyolojik, teolojik ve ontolojik ihtiyaçlarını” modaya, seküler anlayışa, korkuya, anlamsız düğün ve eşya taleplerine, kariyer isteğine ve şeytan/nefsin isteklerine kurban etmemelidir. Çünkü “Üç şeyi geciktirmeyin. Vakti gelince namazı, hazır olunca cenazeyi ve denk birini bulunca bekârı evlendirmeyi.” Buyurmaktadır peygamberimiz.
İnsan sekinet bulmak için evlenmelidir. Bekârlık huzursuzluktur. Bekârlık sahipsiz olmaktır. Bekârlık yalnız kalmaktır. Bekarlık öncelikle cinsellik olmak üzere diğer olumsuzluklara açık hedef olmaktır. Erkek ve dişinin varlık nedeni birbirini tamamlamaktır. Sağlıklı ve nitelikli bir yaşam ve dinin emirleri çerçevesinde bir Müslüman kız ve erkek evlenmelidir. Aday tespiti önerilerinde Hz. Peygamber “Kadın dört sebepten biri için nikâhlanır: Malı, nesebi, güzelliği ve dindarlığı. Sen dindar olanı seç ki hayır ve bereket göresin!” yine evlilikte kesin ilke olarak “iman etmedikçe putperest kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kadından, imanlı bir câriye kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe putperest erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin. Beğenseniz bile, putperest bir kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir. Onlar (müşrikler) cehenneme çağırır. Allah ise, izni (ve yardımı) ile cennete ve mağfirete çağırır. Allah, düşünüp anlasınlar diye ayetlerini insanlara açıklar.” İşte Allah öncelikle evlenecek olanlara sonrada ebeveynlerine yani Müslümanlara böyle sesleniyor. Direktif veriyor. Uyarıyor.
Dindar bir kız/erkek aday belirleme de önceliği ne olmalıdır? Elbette ahlakı ve dindarlığı olmalıdır. Sonra diğer özellikler. Ancak şimdilerde ise; boyu, yakışıklılığı veya güzelliği, zenginliği ve işini sorulmaktadır. Dindarlığı ise en sona kalmaktadır. Hatta tek kıstas/kriter olarak boy ve yakışıklığı öne çıkmaktadır. Dindarlık iddiasında bulunan birinin bu hali anlaşılacak bir durum değildir.
Söylenecek son sözü Hz. Peygambere (sav) bırakıyorum “Dinini ve ahlakını beğendiğiniz bir kimse size dünür olarak gelirse kızınızı ona nikâhlayın. Böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve bozgunculuk olacaktır.” Bunun üzerine, ey Allah’ın Resulü, dediler: “Eğer o kimsede mal ve denklik olarak bir eksiklik olursa ne olacak? Efendimiz buyurdular ki: Üç kere “Dinini ve ahlakını beğendiğiniz size gelirse, kızınızı onunla mutlaka nikâhlayın.” Evet, evliliğin geciktirildiği veya olmadığı toplumlar da her türlü sapkınlık söz konusudur.
Şimdilerde öyle mi? Kızımız bilir! Oğlumuz bilir! Gençler bilir! Peki! Anne baba olarak sizin tecrübenizin hiç değeri yok mu? Yani kocaman sıfır mı?