KÜLTÜR - SANAT
Giriş Tarihi : 20-12-2020 16:11   Güncelleme : 20-12-2020 16:11

Melek Doğan'ın Yazar Yaşar Geler ile Röportajı

Kısaca kendinizi anlatır mısınız?      Teşekkür ederim, merhabalar Melek hanım. Ben, 1959 Ardahan Çıldır doğumlu Yaşar Geler. Çocukluğum, ilkokul, ortaokul ve lise eğitimim Çıldır’da geçti. Daha sonra 1978 yılında Kars Dede Korkut Eğitim Enstitüsü’nü bitirerek kendi köyüm olan Ardahan İli Çıldır ilçesi Eskibeyrahatun Köyü’nde sınıf öğretmeni olarak göreve başladım. Evliyim, iki oğlum var.

Melek Doğan'ın Yazar Yaşar Geler ile Röportajı

 

 


Anadolu’nun bağrından geliyorum diyorsunuz yani?                                                           

     Evet, öyle de diyebiliriz. Çünkü yaşamımın yarı dönemi Anadolu da geçti. Ülkenin sınır bekçiliğini yapan, genel olarak doğallığını korumaya çalışan bir yerden geliyorum. Kırk üç yıllık mesleğimin ilk on yılı ilçemde geçti. Bizim bölgenin iklimi sert, insanı merttir. Yalnız bir sorunu vardır. O da insanların iş bulamama sıkıntılarından ve gelecek kaygılarından dolayı göç vermiş olmasıdır. Şayet bölgeye iş olanakları sağlayan yatırımlar yapılırsa göç durur ve insanlar doğdukları yerlerde hizmete devam ederler.

 

Ne kadar zamandır yazıyorsunuz?

     Yaklaşık on yıla yakın bir süredir yazıyorum. Yani resmi olarak yazmaya başladığım on yıl oldu. Özellikle Ardahan, Kars, Kocaeli, İstanbul olmak üzere yerel gazete ve dergilerde köşe yazıları yazıyorum. Genel olarak sosyal boyutlu yazılarım vardır. Ara ara öykü türünde denemelerim oluyor. Bu denemelerin tamamını ikinci kitabım “Her Şey şaka Gibi” kitabımda topladım.

Ama öncesinde bölgeme dair anılarımı yazdıktan sonra 2018’de bir araya getirerek elinizdeki “bana Çıldır’ı anlat” kitabımda topladım. Tabi ki, köşe yazılarım bu kitapların dışında kalıyor. Ayrıca kırk üç yıllık meslek yaşamımda öğretmen olarak edindiklerimi, mesleğin olumlu ve olumsuz yönlerini, okullardaki yaşananları ve öğrenci öğretmen ilişkilerini irdeleyen üçüncü kitabımın çalışmasında da sona yaklaştım. Nasip olursa yaza çıkarmayı düşünüyorum. Yani bir arkadaşımın dediği gibi yaşamımızın en verimli dönemindeyiz. O halde yazmaya devam.

    

Yazmanızda en büyük etken nedir?

     Yazmamdaki en büyük etken, içgüdüsel duygularım. Doğduğum ve bir dönem ekmeğini yediğim memleketime karşı vefa borcumu ödemek. İnsanlığa karşı görev ve sorumluluğum ve mesleğimin gelişmesine katkı sunmak. Yazmanın dışında kitap çalışmalarım için de gazeteci bir arkadaşımın yönlendirmesi etkili oldu.

 

Peki, yazarken kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

     Yazarken kendimi bir denizde özgürce yüzüyor, kuşlar gibi gökyüzünde uçar hissediyorum. İnsanın duygularını ve düşüncelerini yazıya dökmesi, onları çevresine aktarması, birilerinin bu fikirlerden yararlanacağını düşünmesi kadar insanı mutlu edebilecek daha ne olabilir ki? Zaten ne kadar uyumlu bilmem ama 1 Mayıs doğum günün olunca özgürlükçü ve mücadeleci bir yapın da otomotikmen devreye girmiş oluyor.

     Özellikle geceleri ortam sessizleştikten, tv vb. araçlar kapanıp beyinler dinlenmeye başladığı an yazmak iyi geliyor. Kendinle baş başayken, kendin olduğun an daha sağlıklı düşünebiliyorsun. Zaten bir yazıya başladığınızda bir bakmışsınız ki zaman su gibi akıp gitmiş. Tabi ki bu istek her akşam düzenli bir şekilde işlemiyor. Öyle oluyor ki, günlerce iki cümle yazamadığım zaman bile oluyor.

 

Yazarken çektiğiniz en büyük zorluk nedir peki?

     Yazarken genelde çok büyük zorluk çekmem. Az da olsa yazarken telefon gelmesi, bir şeyler sormak için zamanın bölünmesi en sinir bozucu anlar olur. Dikkatin dağılır, konu bölünür, düşünme gücün zayıflar.

     Zaten yazma konun bellidir. Konuyu öncesinden belirlemişsinizdir. Ya yürüyüşte ya tv izlerken ya da ilgini çeken bir konu veya haber duyduğunda bununla ilgili bir yazı yazmak fikri oluşur. Kısa notlar alırsınız ve o tema üzerinden yazınızı kurgularsınız. Ya da iş yaşamınızda gelişen olaylarla direkt olarak etkilendiğiniz olaylar sizi yazmaya iter.

 

 

Şu ana kadar aldığınız en kötü yorum nedir peki?

     Köşe yazılarımda genel olarak olumsuz yorum almam. Çünkü yazı konum kimseyi rahatsız etmez. Toplumsal ve sosyal olayları konu edindiğim için genelde insanlar mutlu oluyor. Yazdıklarımda kendilerini buluyorlar. Kendilerinin de aynı şeyleri düşündüklerini fakat ifade edebilme ve aktarabilme olanaklarının olmadığını kendi duygularına tercüman olduğumu söylerler. Bu da beni oldukça mutlu ediyor. Kitaplarıma gelince; “bana Çıldır’ı anlat” kitabım gerçek bir Anadolu yaşanmışlıklarını ve kültürünü konu edinmiştir. Bu nedenle bu kitapta okuyucu kendini bulur. Dönütlerinde, “bende bunları yaşamıştım, bunlar çok güzeldi, çok doğal ve sade dil kullanmışsın” gibi yorumlar alıyorum. Bu da beni oldukça mutlu kılıyor.

     Tek aldığım eleştirel yorum; benim ortaokul ve liseden öğretmenimden geldi. Tabi kendisi Türkçe/Edebiyat öğretmenimizdi. Eleştirisi genellikle yazım ve kurallar üzerine idi. Çok ta mutlu olmuştum. Eleştiriler insanları daha güdüler ve mücadeleci yapar. Doğruları görmene ve bulmana yardım eder. Mesela ikinci baskısında bu eksiklerimi giderme şansı yakalamış oldum. Kendimi geliştirmeme katkı sunduğu için Gani Yurtsever öğretmenime teşekkür ediyorum.

 

 

Tam tersini sorsam sizin için en can alıcı yorum neydi? Sizi çok iyi hissettiren?

     Beni en çok etkileyen yorum, daha önce hiç tanımadığım Bursa’dan bir okurumdan aldığım yorum oldu. Malum Çıldır, bir Anadolu İlçesi. Küçücük, şirin, Gürcistan’a ve azıcıkta Ermenistan’a komşu olan bir ilçedir. Bu okurum geçen yıl bir turla Çıldır’a gitmiş. Ancak sadece Çıldır Gölü civarını gezmiş ve dönmüş. Kitabımın “Fahri Dayı’nın Fırını” diye bir bölümü var. İlçedeki öğrencilerin uğrak yeri olan bir mekândı. Burası bizim işlettiğimiz bir fırındı. Bu bölüm o okuyucumu çok etkilemiş. O fırın duruyor mu? Bir daha Çıldır’a gidip o fırında ekmek-helva yemek ve o ekmek kokusunu hissetmek istiyorum, demişti. Demek ki insanları etkileyebilmiş bir esere imza atmışım diye düşündüm. Tabi çok daha farklı yorumlarda olmak üzere!

 

 

Siz olsaydınız kendinizi nasıl eleştirirdiniz?

     Kendimi nasıl eleştirirdim? Yani, belki daha uzun zaman ayırmış olsaydım, çok daha farklı konulara yer verirdim. Öğretmenimin dediği gibi yazım ve kural eksiklikleri yapmamış olurdum. Aslında bu kitaptaki her bir bölüm bir kitap olabilecek nitelikte yazılabilirdi. Ancak o zamanda Çıldır olmazdı. Yazım ve kural sorunu biraz da yayın evinin editörlüğünün iyi yapılamamış olmasından kaynaklandı. Buradan da şu sonucu çıkardım ki, kendin olmadan, başkasının gözüyle kendin olamıyorsun. Kendi göbeğini kendinin kesmesi gerekiyor.

 

Kitabınız daha çok hangi yaş gruplarında ilgi çekiyor?

     “bana Çıldır’ı anlat”, bana göre her yaş grubunu 8-88 herkesin okuyabileceği, ama sıkılmadan okuyabileceği bir kitap diye düşünüyorum. Ben halen aktif Uzman Sınıf Öğretmeni olarak görev yapıyorum. Öğrencilerimden hemen hemen çoğunluk kitaplarımı okudu. Hele bir kız öğrencim var ki unutulmaz. Elif kızım üç yıl önce kitabımı okuyunca ve yazarlığıma özenince üç yılda beş yüz kitap okudu. Bunu duymak ve görmek bile insanı ne kadar mutlu ediyor tahmin edemezsiniz. Bir çocuğun hayatına kitap okumayı sokmak kadar mutluluk verici başka bir şey olamaz sanırım? Yani okuyan her yaş grubundan aldığım dönütlere bakınca tüm yaş gruplarının ilgisini çekiyor diyebilirim. Mesela senin de ilgini çeken ve kendini bulduğun yerler olacaktır.

 

Yazarken ilham aldığınız şey nedir? Bir kişi olabilir bir nesne olabilir. O ilham periniz size ne olunca geliyor?

     Hani başta da demiştim ya VEFA denilen bir duygu var. Gerçi bu duygu günümüzde bir semt ismi olarak kaldı ama ben işte tam da o duygular içerisinde yazabildim. Yani benim ilham perim memleketim, yaşanmışlıklarım, anılarımdır. Ne kadar mutluluk verici bir duygudur doğduğunuz, bir süre doyduğunuz, geleceğinizi kurguladığınız, çocukluğunuzu yaşadığınız, eğitim yaşamınızın en önemli bölünü tamamladığınız, kendi köyünüzde görev yaptığınız ve insan yetiştirdiğiniz duygular.

     O ilham perileri size kendinizi bulmaya çalıştığınız ve kendiniz olduğunuz zamanlarda geliyor. Ben de bu eserle o topraklara olan vefa borcumu ödeyebileceğimi düşünüyorum.

 

 

Kitap yazmanız da sizi destekleyen birileri oldu mu?

     Evet oldu. Yukarıda da birazcık değinmiştim. Ben yaklaşık on yıldır çeşitli yerel gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yapıyorum. Kocaeli’nde gazete çıkaran bir çocukluk arkadaşım var Cengiz Yücak. Ara sıra bir araya geliriz, görüşürüz. Çok sevdiğim bir arkadaşım ve dostumdur. Bir gün birlikteyken; “Sen sürekli yazıp duruyorsun, ne oluyor? Neden bir kitap yazmayı düşünmüyorsun?“ dedi. O gün o arkadaşımın o sözü beni düşündürmeye başladı ve neden olmasın diyerek başladım yazmaya ve “bana Çıldır’ı anlat” kitabım çıktı.

Beğendiğiniz ve kitaplarını okuduğunuz bir yazar var mı?

     Evet, tabi ki var. Özellikle Yaşar Kemal’in kitaplarıyla büyüdük. Yakın zaman için Ayşe Kulin, Ece Temelkuran, Elif Şafak gibi yazarları okuyorum. Ama burada bir mesaj da vermek istiyorum. Tanınmış yazarlar zaten okunuyor. Aslında yeni adım atmış, birkaç kitabı çıkmış yolun başında olan yazarlarımızın desteklenmesi gerekir diye düşünüyorum. Yeniler desteklenirse gelecek kuşaklara da yetişmiş yazarlar sunmuş olunur.

     Okuyucu kitlelerinden özellikle bu türden yazarları okumalarını ve desteklemelerini rica ediyorum.

 

 

 

Yazarlarla görüşme imkânınız oldu mu? Bir araya geldiniz mi hiç?

     Evet, özellikle kitap fuarlarında görüşme şansımız oluyor. Malum bir iki yıldır bu etkinliklerde yapılamıyor.

 

Konularınızı nasıl seçiyorsunuz?

     Konularım, yaşamın kendisi. Güncel olaylar, çevresel ve toplumsal etkileşimler. Sosyal yaşam ve sorunlar.

 

Son olarak Buradan okurlarınıza seslenmek isteseniz ne derdiniz?

     Evet, güzel bir soru.

     Değerli okurlardan şunu isterim: Okuyun ama okuyun. Mutlaka okuyun. Hiç önemsemediğiniz bir insanın yazısını bile okuyun. Mutlaka alacağınız bir şey ve etkileneceğiniz bir nokta vardır. Yazarların kendi fikirleri olsa da sizin için yazılmıştır diye düşünerek okuyun.

     Benim hem Facebook hem de Facebook’ta Yaşar Geler Fun Clup/Eğitim ve Kültür Portalı diye bir sayfamda var ayrıca. Tüm köşe yazılarım orada da yayınlanıyor. YouTube kanalım var orada sesli sohbetlerim var. Örneğin, bir köşe yazısı yayınlıyorum. İki saniye sonra onlarca beğeni vs. belli ki okunmadan beğeni yapılıyor. Beğeni alsın diye yazı yazmıyoruz. Okunsun diye yazıyoruz. Okuduktan sonra gelen beğeniler ya da yorumlar bizleri daha mutlu eder. Tekrar ediyorum, lütfen okuyun. Okuyan toplumlar da beyinler gelişir. Sağlıklı düşünme, eleştirme ve yorumlama yetenekleri gelişir. Bununla birlikte de yazarların ufku genişler.

 

Ayrıca bana bu fırsatı verdiğiniz için sizlere teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

 

     Çok güzel bir sohbet oldu, sorularımı cevapsız bırakmadığınız için çok teşekkür ediyorum Yaşar bey.

 

Mutlaka yeni sohbetlerimiz olacaktır. Saygılar benden.