GÜNCEL
Giriş Tarihi : 23-03-2021 19:01   Güncelleme : 23-03-2021 19:01

Hukukçu Baran: Kadına şiddetle mücadele tartışmalı bir sözleşmeye indirgenemez

Hukukçu Latif Cem Baran : Kadınlarımızı İstanbul Sözleşmesi değil, kanunlar yaşatır

Hukukçu Baran: Kadına şiddetle mücadele tartışmalı bir sözleşmeye indirgenemez

Hukukçu Latif Cem Baran : Kadına karşı şiddetle mücadele tartışmalı bir sözleşmeye indirgenemez

 

 

Aile Hukuku Uzmanı Hukukçu Latif Cem Baran, kadına karşı şiddetle mücadelenin konsey düzeyinde hazırlanmış ve tartışmalı olan bir sözleşme metnine indirgenemeyeceğini söyleyerek, “kadınları sözleşme değil, kanunlar korur” dedi. İstanbul Sözleşmesi ve uygulama boşlukları ile ilgili kaygısı olan tek ülkenin Türkiye olmadığını aktaran Baran, “ Avrupa Birliği'nin 6 üyesi Letonya, Litvanya, Slovakya Bulgaristan, Macaristan ve Çekya, Avrupa Konseyi üyesi Rusya ve Azerbaycan bu sözleşmeyi onaylamamıştır. Bu durumda bu ülkelerin kadına karşı şiddetle mücadele etmekten kaçındığını söylemek akla aykırıdır. Türk Ceza Kanunu, Medeni Kanun ve Anayasamızda kadına şiddetle ilgili uygulama ve yaptırımlar açıktır. “İstanbul Sözleşmesi olmazsa kadın tehdit altındadır” demek akla aykırıdır.” şeklinde konuştu. Kadın cinayetlerinde her geçen yıl artan rakamların İstanbul Sözleşmesinin herhangi bir yaptırım gücü olmadığının en belirgin ispatı olduğunu da aktaran Baran, sözleşmenin neden iptal edildiğine dair de açıklamada bulundu.

 

Neden İptal Edildi

 

İstanbul sözleşmesinde 18 yaşından küçük kız çocukları kadın olarak tanımlanmaktadır. Sözleşmenin en büyük sorunu bu tanımlama gibi bir çok konuda maddelerine çekince konulamıyor olmasıdır. Geldiğimiz noktada sözleşmedeki bu çekince gerektiren tanımdan dahi rahatsız olmak gerekir iken, Barolar Birliği gibi bir kurum bile talihsiz açıklamalar yapmıştır. Türkiye Anayasası, Ceza Kanunu, Medeni Kanun ve 6284 sayılı kanun bu sözleşmenin çok önündedir. Ayrıca sözleşmede yer alan şiddet kavramının tanımı yapılmamıştır. Polonya’nın dahi eşcinsellik propagandası çekincesi ile iptaline adım attığı sözleşmenin, Türk aile ve toplum yapısına uygunluğu tartışmalıdır. 

 

İstanbul Sözleşmesi yaşatmadı 

 

İstanbul Sözleşmesinin yürürlüğe girdiği tarihten bugüne maalesef artarak devam eden kadın cinayetleri, 2014 yılında 294, 2020 de ise 436 olarak kayıtlara geçmiştir. Kadınlarımızı sözleşmeler değil kanunlar korur. Daha temelde toplumsal bilinç ve eğitim sorunlarından bahsetmek gerekir. Burada düzeltilmesi gereken alanlar mevcuttur. Hiçbir hükmü olmayan ve görüldüğü üzere kadına karşı şiddet konusunda her hangi bir soruna çözüm olmayan sözleşmenin tarafı olmak tartışmaya açık değildir. Mevcut kanun ve eylem planlarında reforma gidilerek, yaptırımlar artırılarak ve de temel sorunlar çözülerek şiddetin her türlüsüne karşı durulması söz konusudur.

 

Kadınları sözleşme değil, kanun korur

 

Kadına karşı şiddet ve ailenin korunması ile ilgili gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasası gerek Medeni Kanun, Ceza Kanunu ve  6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun yürürlükte olup, Türkiye, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ne de taraftır. Yaygınlaşmaya devam eden KADES uygulaması, bütün misyonu kadına karşı şiddetle mücadele olan ŞÖNİM ( Şiddet Önleme Merkezleri) bu sözleşmeden bağımsız olarak uygulamadadır. Kadına Karşı şiddetin önlenmesinde sadece İstanbul Sözleşmesinin referans alınması ya da bu sözleşme olmadan “kadın tehdit altındadır “ demek akli ve hukuki hiçbir mantığa sığmaz.