KÜLTÜR - SANAT
Giriş Tarihi : 22-02-2021 17:02   Güncelleme : 22-02-2021 17:02

Ege İnci Yazar Şenay Eser ile röportajı

Yaklaşık kırk yıllık çalışma hayatımın en uzun kısmını Devlet Planlama Teşkilatındaki uzmanlık görevimde geçirdim.

Ege İnci Yazar Şenay Eser ile röportajı

 

 

1.Kısaca kendinizi anlatır mısınız?

Yaklaşık kırk yıllık çalışma hayatımın en uzun kısmını Devlet Planlama Teşkilatındaki uzmanlık görevimde geçirdim. Bu süreçte, geçici görevle iki buçuk yıl, (o zamanki adıyla) Başbakanlık Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdür Vekili olarak görev yaptım. Daha sonra on bir yıl süreyle bir vakıf üniversitesinde idari yöneticilik yaptım. Çalışma hayatım böylece sosyal kalkınma alanlarında politika oluşturma ve uygulama faaliyetleri ile geçti.

Devlet Planlama teşkilatında; sosyal kalkınma alanlarında, insana dair evrensel sorunları dert edecek gözlemlerim ve okumalarım olması benim için şanstı. Kadının Statüsü Genel Müdürü olarak görev yaptığım sürede de kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları ile iş birliğinde birçok proje ve bilinç oluşturma faaliyetleri yürüttük. Kadının durumunun iyileştirilmesinin ülke kalkınmasının temel taşlarından olduğunu, aslında ayrımcılığın her türünün yıkıcı etkileri olduğunu bu süreçte daha iyi anladım. Daha sonra farklı alanlarda çalışmış olsam da hayata, ayrımcılığın yok edilmesi ekseninde baktığım için bu konudaki gözlemlerimi aktarmam gerektiğini düşünüyordum.

2.Ne kadar zamandır yazıyorsunuz? Yazmanızda en büyük etken nedir?

2017 yılında başladım diyebilirim. Önce, bir müddet çekingenlik ve nereden başlayacağına dair kararsızlık dönemi geçirdim galiba. Bürokratik görevlerimde oldukça yoğun yer tutan; sosyal sorunlara ilişkin raporlama, yasal düzenlemeler hakkında görüş ve değerlendirme yazma gibi işler, genel anlamda yazma yeteneğimi geliştirmiş olabilir ama bunların hiçbiri edebi kaygı taşıyan metinler değildi. Ama o çalışmaların içinde yoğrulmanın gözlem yeteneğine etkisi bir yana, sorunları yakından tanımanın verdiği sorumluluk duygusu, beni bazı konularda dertli yapmaya yetti.

Dert olunca da insan bu derdi duyurmak, haykırmak, paylaşmak ister. O derdin çözümünde katkısı olsun ister. İnsanın derdini insanla paylaşmak için, ekseni “insan” olan edebiyatı çare olarak gördüm.

3. Kadınlar Otobüsü adlı romanınızdan bahseder misiniz? Neden böyle bir konuyu seçtiniz?

Yukarıda da bahsettiğim gibi konuya olan ilgim, çalışma hayatım sırasında kadınların kendilerini gerçekleştirmesi yolunda karşılaştıkları engelleri, kültürel, cinsiyetçi yaklaşımları ve uluslar arası normlar çerçevesinde yapılması gerekenleri irdeleme fırsatı bulmuş olmamdan kaynaklanmaktadır. Esasen şiddetin kol gezdiği bir dünyada insanlığın belki de bu en büyük sorununa hepimizin duyarlı olması gerekmektedir. Güçlülerin kendini haklı gördüğü toplumlarda en büyük güçsüz grubu kadınlar oluşturmaktadır. Bu eşitsiz bakışın hüküm sürdüğü ortamlar kadınları daha da içe kapalı ve yeteneklerinin farkında olmayan bireyler haline getirmektedir.

Romanımda kadına karşı şiddet sorununu birçok yönüyle ele alan, kahramanlarını pek de farkında olamadıkları şiddet iklimine karşı uyarmaya çabalayan bir hikâye kurgulamaya çalıştım. Kentin orta halli bir kesiminde yaşayan iki genç kızın, hayallerini kadere teslim ettikten sonraki hayatlarının tesadüfler sonucu değişmesinin ve bu defa kaybettikleri fırsatı geç de olsa değerlendirme imkânını bulabilmelerinin hikâyesini anlattım. Bu arada, şiddetin mutlaka kan, bıçak, tabanca gibi unsurlar olmadan da hüküm sürmekte olduğunu, ama toplumda bu şekilde tanımlanmayan vakaların şiddetten bile sayılmadığını; kaldı ki vahşet görüntüsü içeren şiddet olaylarının da sıradan istatistikî vakalar olarak kanıksandığını vurgulamak istedim. Hep görmekte olduğumuz resme farklı açıdan bakan roman kahramanı Gülsün’ün, çalıştığı derneğin katılacağı bir yarışma için şiddetin boyutunu ve kurbanın çevresine de olan etkisini yorumladığı proje önerisi kitabın ana fikri olarak değerlendirilebilir.

4. Yazarken çektiğiniz en büyük zorluk nedir peki?

İlk kitabım olduğu için konuyu ayrıntılandırmam biraz beni yordu, daha doğrusu zamanımı aldı. Kadına karşı şiddet, tek başına bir sorun alanı olsa da şiddetin türleri, tarafları, buna yol açan ve durumu vahimleştiren etkenler, çözüm yollarının karmaşıklığı, yasalar ve uygulamalar arasındaki tutarsızlıklar derken, hiçbir açıklık bırakmadan konuyu bütün yönleriyle aktarma telaşına düştüm ilk başta. Ama bu bir rapor değil, roman olacaktı. Böylece, romandaki ana hikâyeyi ve karakterleri belirledikten sonra öncelikle bahsetmek istediğim temel soruna karar verdim. O da şu: şiddetle iç içe bir toplumuz. Hatta yeryüzü bu halde. İnsanların kanıksamaları, çözüm için belki de en başta gelen engel. O halde öncelikle şiddetin yaygınlığını görebilmemiz gerekiyordu. Şiddetin, sadece kan aktığında şiddet olmadığını, bunun öncü depremler gibi göstergeleri olduğunu, kadınların yaralanıp öldürülmeden dahi çok yaygın şekilde psikolojik şiddete maruz kaldıklarını, bunun adeta normal kabul edildiğini anlatmak istedim.

5. Kitabınız daha çok hangi yaş gruplarında ilgi çekiyor?

Bu evrensel konunun belirli bir yaş grubu ile kısıtlı olmadığını düşünüyorum. Sırf cinsiyetinden dolayı şiddetle tanışan, kendisi şiddet gören veya çevresinde şiddet görenlerden haberdar olan herkes hedef kitlesidir bu romanın. Kaldı ki şiddetin temelinde yetersizlik ve kendisinden zayıf olanları aşağılama duygusu bulunduğuna göre çocuklarımızın eğitiminde bu olguyu dikkate almak gerektiğinden, romanımın hem kadınların hem de erkeklerin ilgisini çektiğini düşünüyorum.

6. Yazarken ilham aldığınız şey nedir? Bir kişi olabilir bir nesne olabilir. O ilham periniz size ne olunca geliyor?

Yukarıda da bahsettiğim gibi, benim ilhamım tanık olduğum sosyal sorunlardı. Eğitimsizlik, işsizlik, ayrımcılık gibi. Ama en acil olanı şiddetle mücadele olduğu için, her gün ve her coğrafyada yaşanan acıların ve umursamazlığın yansıtıldığı bir hikâye kurgulamaya çalıştım. Kadınların çığlığı duyulsun istedim. Benim ilhamım kadınların yeryüzünde çektikleri çileler ve bunun görünmezliği oldu öncelikle.

7. Başka çalışmalarınız var mı?

Çalışma hayatının içindeyken, kafamda hep bir roman yazma arzusu vardı. Ama hikâye yazmayı deneyeceğimi düşünmemiştim. İlk romanımın baskı safhasında bir araya geldiğimiz edebiyat dostlarımın beni yönlendirmesiyle bu aralar öykü yazmaya başladım. Bir öyküm Balkanlarda çıkan Türkçem adlı dergide yayınlandı. Kurgan Edebiyat dergisinde de bazı hikâyelerim yayınlandı. Halen bir öykü kitabı hazırlığı içindeyim. Bu kez toplumun her kesiminden insan hâllerini anlatmaya çalışıyorum. Tabii, ağırlık cinsiyet eşitsizliğinde olacak.

8. Konularınızı nasıl seçiyorsunuz?

Gözlemci iseniz konu aramak zorunda değilsiniz. İnsanın anlık hâllerinin sayısı kadar konu var diyebiliriz. Önemli olan çevrede gördüklerimizin arka planını hayâl etmek, karakterimiz olacak kişilerle empati kurabilmektir. Konunun sınırlı olduğunu varsaysak bile yazanın bakış açısı sınırsızdır, aynı konuyu herkes başka açıdan başka üslupla yazabilir. Burada ayırt edici olan husus, okura hitap edebilmek, hikâyenin akışında onu düşündürmek ama fazla da yormamak, hayal dünyasında ona arkadaş olabilmektir. Tabii, ortak iletişim dilimizin kavramlarını yerinde kullanıp yazdıklarımla kast ettiklerim arasında kopukluğa meydan vermeden okurla doğru bir Türkçe ile sohbet edebilmek de en temel kaygımdır yazarken.

9. Peki son olarak buradan okurlarınıza seslenmek isteseniz ne derdiniz?

Her şeyden önce insanlar, kadın erkek ayrımı olmaksızın şiddetin nedenleri ve ortadan kaldırılması konusunda bilinçlendirilmelidir. Konunun sadece kadına karşı şiddet olarak ele alınması, kadın dışındaki insan ve canlı kümesine karşı şiddeti hafife alma anlamı taşıyabilir. Oysa şiddetle topyekûn mücadele etmeli ve toplumu her türlü şiddetten arındırmanın yollarını bulmalıyız. Ben bundan sonra öykülerimde kadın hallerine ve eşitsizliklere dair konulara ağırlık vereceğim. Ama toplumumuzda güncel sorunlar, anlaşmazlıklar, teknolojinin imkanlarıyla yerleşik değerlerin çatışmaları, kültürel farklılıklar ve yabancılaşma gibi konuları da işlemek istiyorum. Okurlarım, bu çerçevede beni listelerine alabilirler.

Yazmak isteyenlere de, kendileri gibi yazma hevesi olanlarla arkadaşlık etmeleri, okudukları her kitabı, ben olsam bu cümleyi böyle mi kurardım diye incelemeleri, hatta belki beğendikleri cümleleri ezberlemeleri, yazarlıkla ilgili kaynak kitapları okumalarını öneririm. Çok okuyup çok yazsınlar, yazdıkları içlerine sinmediğinde acımasızca silip yeniden yazmaktan çekinmesinler, demek isterim.

Sözlerime son verirken, geç yaşta başladığım bu serüvende beni yüreklendiren Kurgan Edebiyat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni değerli hocam Dr. Hüseyin Özbay ve yazar ve eğitimci arkadaşım Emine Duman’a minnettar olduğumu belirtmek isterim. Ayrıca, Edebiyat Sarsar adlı facebook grubunda desteklerini esirgemeyen yazar ve okur arkadaşlarıma da teşekkürü borç bilirim.